İki Simit Bir Yolculuk

Sabah erken kalkınca biraz kitap okumaya, birkaç bir şey yazmaya vakit ayırdığı için ya da koşuya çıkıp spor yaptığı için mutlu hissederdi kendini. Ama bu hissi son zamanlarda pek de yaşayamamıştı Erdem. Soğuk havalar onu biraz tembelleştirmiş yatağıyla olan bağını biraz da güçlendirmişti sanki.

Bu sabah da son bir iki haftada olduğu gibi istediği saatte kalkamamıştı yatağından. Aslında istediği saatte uyanmış ama harekete geçme isteği gelmemişti içinden. Sonra da önceden daha hevesliydim sanki deyip kapattı gözlerini. Tekrar uyandığında biraz geç kalktığı için kendine şikâyet ederken uyuşuk bir halde lavaboya gitti. Sonra sabah rutini olarak yatağın başucuna uyumadan önce koyduğu bir bardak suyu içti. Sağlığı için sabah uyanınca su içmenin faydalı olduğu biliyordu.

Usulca pencerenin kenarına gidip perdeyi çekti bir çırpıda. Geceden yağan kar da sanki bir çırpıda bembeyaz yapmıştı şehri. Pencere kenarında evinin dağlara bakan manzarasında bir an duraksadı. Sonra aklına evde ekmek kalmadığı geldi. Bu soğukta kim çıkacak dışarı dercesine giydi kabanını üzerine. Eldivenini, beresini takarken vestiyerin üzerinde bolca bozuk para olduğunu görünce iki de simit alayım dedi içinden. Kendisi değil de bozuk paralar karar vermişti sanki çay simit keyfine.

Kar yağması onun için pek bir anlam ifade etmiyordu artık. Etraf bembeyaz ama o görevlendirildiği sınava takılıp alması gereken belgeler için Milli Eğitim Müdürlüğü binasına gitmesi gerekiyor mu onu düşünüyordu. Eldivenini çıkarıp dokunmadı bile çıplak ellerle yeni yağmış karlara, sırf ellerinin üşümemesi için. Sınav saat kaçtaydı, faturaları ödemiş miydi, ayın kaçı bugün, kiraya ne kadar kaldı… Çocuklar çok keyifli bir şekilde karda oynuyordu Erdem tüm bunları hesap ederken. Şu anda daha büyük bir keyif yoktu muhtemelen. Hayattan keyif almanın birazcık çocuk kalmakla bağlantısı vardı belki de. Kendi çocukluğundaki yaptığı kardan adamlar, saatlerce süren kartopu savaşları geldi aklına. O zaman parmak uçlarını hissetmese de soğuktan sımsıkı yapıp fırlatırdı kartoplarını. Soğuk bu akıl almaz mutluluğa engel değildi o zaman. Tek derdi çorabına kadar ıslanmış vaziyette eve gidince annesinden işiteceği azardı. Olsun, nihayetinde üzerindeki kıyafetleri değiştirdikten sonra sobanın başucunda yorgunluğun getirdiği tatlı bir uykuya dalacaktı. Büyüdükçe kendisiyle birlikte dertler de büyüyordu galiba. Çocukların oyununu ufak bir tebessümle düşünürken tüm bunlar geçmişti aklından. Bu sırada bir miktar yol yürüyüp iki tane simit almıştı çayının yanına. Simitler sıcacıktı ve evde bekleyen çayı da öyle olacaktı. Gülümsedi ve benimki de çocuklarınkinden çok aşağı kalır bir keyif değil dedi kendi kendine.  Ardından bu keyfi bekletmemek için evine doğru hızlandı adımları.

Yalnız eve gelir gelmez ilk işi uyandığında yaşayamadığı hissi yaşamak için pencereden manzarasına bakmak oldu. Bulutlar bembeyaz dağlara eşlik etmek için oradaydı. Sonra fotoğraf makinesini alıp bu eşsiz görüntüyü ölümsüzleştirdi. Bir kez daha farkına vardı; hayata bu şekilde bakabildiği sürece mutluluk tükenmeyecekti…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: